TRT Muhabiri Dündar: “Geçen her saniye ölümle yaşam arasında ince bir çizgiydi”

0
137

Haber: Resmiye Tokgöz

24 Ocak 2020 tarihinde 6,8 büyüklüğünde Elazığ’da meydana gelen, 41 kişinin ölümü ve 1607 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan depremin üzerinden bir yıldan fazla bir süre geçti. Elazığ depreminde olay yerinden yaptığı canlı yayınlar ile depremin ayrıntılarını TRT Haber ekranlarında tüm Türkiye’ye duyuran TRT Haber Diyarbakır Bürosu Muhabiri Burak Dündar, olay yerinde yaşadıklarını Fırat Haber’e anlattı. 

Burak Dündar kimdir? Mesleğe nasıl başladı?   

1985 Elazığ doğumluyum. Uludağ Üniversitesi Bilgisayar Öğretmenliği Bölümünden mezun olduktan sonra Türkiye Radyo Televizyon Kurumunun (TRT) açtığı sınavlarda başarılı olarak göreve başladım. Bir süre İstanbul TRT’de çalıştıktan sonra, on dört ilin bağlı olduğu TRT Haber Diyarbakır Bürosu’nda göreve başladım. Dört yıldır bulunduğum ilde muhabirlik görevimi sürdürmekteyim.

24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ’da büyük bir deprem yaşadık. Tüm Türkiye sizin TRT’den canlı yayınlarla aktardığınız haberlere kilitlendi. Enkaz mahallinden olaylara yakından tanıklık ederek gerçekleştirdiğiniz yayınlarda, muhabir olmanın yanı sıra Elazığlı biri olarak neler hissettiniz, neler yaşadınız?

Az önce de bahsettiğim gibi TRT Diyarbakır Haber Bürosu görev alanında on dört il mevcut. Elazığ da haber büromuzun sorumluluğu kapsamında yer alıyor. Deprem anında en yakında olan il bizdik ve Diyarbakır’da bizler de yaşanılan depremin şiddetini hissettik. Merkez üssünün Sivrice olduğunun teyit edilmesiyle çok kısa bir süre içinde yola çıktık. O anda ne olduğuna dair bizim de elimizde net bir bilgi yoktu. Ne ile karşılaşacağımızı bizler de tam olarak bilmiyorduk.

Doğal olarak Elazığlı olmam hasebiyle elbette çok farklı duygular yaşadım. Bir yandan ailene ulaşmaya çalışıyorsun bir yandan da Elazığ’da son durumunun ne olduğu hakkında bilgi edinmeye çalışıyorsun. Hem ailen hem de memleketin adına derin endişe ve üzüntü yol boyunca size eşlik ediyor. Ailenden yolda haber alman gerekiyor, çünkü deprem mahalline vardığında artık görev sorumluluğundan başka bir şey düşünemezsiniz. O andan itibaren görev insanısınız ve en gerçek, en doğru bilgileri aktararak mesleki sorumluluğun gerektirdiği şekilde kamuoyunu bilgilendirmelisiniz. Profesyonellik bunu gerektiriyor.

“Geçen her saniye ölümle yaşam arasında ince bir çizgiydi.”

Enkaz alanından canlı yayınlara başlayınca depremi yaşayan insanların hepsiyle bütünleşiyor duygulara birebir ortak oluyorsun. Sağ çıkarılanlara seviniyor, gözünün önünde cansız çıkarılanları gördükçe de ekranları başındaki tüm Türkiye’nin üzüldüğü gibi Elazığ’ın acılarını yaşayıp, hissediyorsun. Elazığlı olmak daha farklı ve daha zorluydu benim için tabii ki.

Enkaz yerlerinden üç gün boyunca gece ve gündüz gerçekleştirdiğimiz canlı yayınlarda, uykusuz geçen saatlerde hep bir bekleyiş içindeydik. İstesek de uykunun tutmadığı, biri bize uyu dese de uyuyamadığımız, gözümüze uyku girmediği anlarda hep bir umutla; “her an bir kişiye daha sağ ulaşabilir miyiz?” düşüncelerinin hâkim olduğu dakikalar ve geçmek bilmeyen saniyeler yaşadık. Çünkü geçen her saniye ölümle-yaşam arasında ince bir çizgiydi.

Özellikle belirtmek isterim ki en büyük temennim, böyle depremleri ülkemiz ve insanlarımız bir daha görmesin, böyle acılar yaşamasın.

Mesleki bir tecrübe olarak düşündüğünüzde ise bu yaşanılanlar habercilik adına profesyonelleşmenizi sağlıyor, zorlu anlarda soğukkanlılığınızı korumanızı ve habercilik adına reflekslerinizi doğru bir şekilde doğru bir yöne kanalize etmenize yardımcı oluyor.

Televizyon haber muhabiri olmak mesleki açıdan nasıl bir duygu?

Muhabir olmak kesinlikle güzel bir duygu ancak bir yandan da oldukça zor. Televizyon haber muhabiri olarak aktardığımız mutlu ve acı olaylara yakından tanıklık etmek duygusal anlamda insanı etkiliyor tabii ki. Her insanın etkileneceği olaylardan doğal olarak biz haberciler de payımıza düşeni alıyoruz.

Kamu yayıncılığı yapıyor olmamız üstlendiğimiz sorumluluğu daha da arttırıyor. Bir özel kanal gibi değilsiniz. Kamu yayıncılığı yapıyorsunuz. Sizi tüm Türkiye izliyor ve devlet kanalısınız. Farklı özel kanalların hassasiyet göstermeyebileceği konulara, olaylara bizler devlet ciddiyeti ve hassasiyetiyle yaklaşıyoruz. Gördüğümüzü gördüğümüz gibi aktarmak en büyük sorumluluğumuz. Doğru habercilik adına olması gereken de bu zaten. Mesleğimiz çok güzel bir meslek ve ben de televizyon haber muhabirliğini severek, onurla yapıyorum.

Meslek hayatınızda birçok haberin altına imza atarken birçok olay da yaşamışsınızdır. Size tesir eden unutamadığınız anlarınız, anılarınız mutlaka olmuştur. Bu anlamda sizi etkileyen, “Bunu hiç unutmadım!” dediğiniz bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Elbette. Haber kapsamımız alanında bulunan bize bağlı on dört il maalesef son yıllarda terörle, acıyla özdeşleşmiş illerimiz ve bu yönde ne yazık ki yaşadığımız acı tecrübelerimiz var. Ancak çok daha farklı renkli haberler yaptığımız da oldu.

Bölge coğrafi koşullar ve iklim şartları açısından değerlendirdiğimizde zorlu bir alan içinde yer alıyor. Kış şartlarında yol durumuna bağlı olarak Diyarbakır’dan Hakkari’ye on saat yolculuk yapmanız gerekebiliyor.

 “Burak Ağabey, benim bir gözüm olacak mı gerçekten?”

Benim unutamadığım anım, Diyarbakır’a ilk geldiğim zamanlarda, zorlu şartlarda Yüksekova’ya giderek yaptığım haber oldu. Hakkâri Yüksekovalı yedi yaşındaki bir kız çocuğunun tek gözü protezliydi ve göz çukuruna uyumlu olmaması nedeniyle sık sık düştüğünden kullanılamaz duruma gelmişti. Aile maddi imkânsızlıktan yeni bir protez göz taktıramadığı için yardım ve destek istiyordu. Biz de TRT Diyarbakır Haber Bürosu olarak yardım amaçlı bir haber yapmak ve aileye destek olmak için yaklaşık on iki saat süren bir yolculukla habere gittik. Gariban bir aileydi ve oturdukları muhit merkezin dışındaydı. Biz varmadan önce ailenin oturduğu mahalleyi sel basmıştı. Her yer çamur kaplıydı. Araba ilerleyemediği için bataklık haline gelmiş yapışkan çamurların içinden bata çıka yürüyerek, haberini yapacağımız çocuğun yaşadığı eve doğru ilerledik. Eve varıncaya kadar üstümüz başımız bütünüyle çamur içinde kaldı. Tam,  bir ‘Of, ne zormuş!’ diyeceğim anda küçük kız gözlerimin içine baktı, sevinçle: “Burak Ağabey, benim bir gözüm olacak mı gerçekten?” dedi; işte o an dünya durdu benim için. Yolculuğun tüm zorluklarını unutup yaptığım mesleğin manevi hazzına vardım. Sizden ümit bekleyen insanların ümidini boşa çıkarmamak ve yaptığınız haberle zor durumda olanlara yardımcı olabileceğinizi düşündüğünüzde mesleğin manevi anlamda verdiği hazzı derinden hissediyorsunuz.

Haberin televizyonda yayınlanmasının ardından birçok hayırsever, küçük kıza ve ailesine yardımcı olmak için seferber oldu. Küçük kız, kendisine ulaşan yardımlarla yeni bir protez göze kavuştu. Bu anlatılamaz bir duygu; ancak yaşanabilir. Yaptığınız haberin geri dönütlerinin böylesine mutluluk verici olması, insana ve bir cana dokunmak, yararlı olduğuna inandığın bir iş yapmak son derece maneviyatı yüksek bir duygu yaratıyor kişide.  Benim hiç unutamadığım ve unutamayacağım bir anım, bu oldu…