Yaşananlar ışığında küresel iklim değişikliği

0
288

Haber: Ayşegül Altunoluk

Dünyanın 11 bin yıllık istikrarlı iklim modelinin kırılmaya başlandığı son yüzyıl, insan ırkı ve diğer tüm canlıların hayatını tehdit ediyor. Buzulların erimesi, olağandışı hava olayları, dünyanın dört bir yanında çıkan orman yangınları, küresel bir iklim değişikliği içerisinde olduğumuzun su götürmez gerçeklerini oluşturuyor. 

Türkiye’nin komşu ülkelerinden biri olan Yunanistan’dan sıkça şahit olduğumuz yangınlar, 2018 yılında iklim krizi çerçevesinde kabul edilen İsveç orman yangınları ve en son Avustralya’da 3 ay boyunca süren tüm dünyanın seferber olduğu yangınlar, iklim değişikliği gerçeğini yüzümüze bir kez daha çarptı. Şimdi ise Türkiye’de bu durumu canlı canlı izliyoruz.

Tüm bunların yanında küresel kirlilikler – özellikle son dönemde şahit olduğumuz müsilajlar, olağandışı dolu yağışları, fırtınalar, heyelanlar ve diğer korkutucu öğeler… Peki tüm canlıların geleceğini tehdit eden iklim değişikliği ne zaman başladı ve bu değişikliği tetikleyen etkenler nelerdir?

İklim değişikliğinin nedenleri

Uluslararası İklim Değişikliği Paneli, küresel iklim değişikliğinin ana nedeninin; sera gazı emisyonlarında insan faaliyetleri sonucunda gözlenen artış olduğunu ortaya koydu. İnsan faaliyetlerinin atmosferde yarattığı etki sonucunda, küresel ortalama sıcaklıklarda artış yaşandığı görülmektedir.

1750’li yıllarda Sanayi Devrimi sonrasında atmosferdeki sera gazlarının oranı artmış,  karbondioksit oranı da yüzde 40’lık bir artış göstermiştir. Karbondioksit oranındaki artış öncelikle fosil yakıt kullanımından kaynaklanıyor. Diğer önemli etken ise, başta ormansızlaşma olmak üzere arazi kullanımındaki değişim.

İklim değişikliğinin etkileri

İklim değişikliği denildiğinde genellikle akla ilk olarak sıcaklıklardaki artış gelir. Oysa iklim değişikliği terimi bununla sınırlı değil: Kuraklık, seller, yangınlar, aşırı hava olayları, şiddetli kasırgalar, okyanus ve denizlerde su seviyesinin yükselmesi, buzulların erimesi… Tüm bunların sonucunda bitkiler, hayvanlar ve ekosistemlerin yanı sıra insan toplulukları da ciddi risk altında.

Bilim dünyası, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini en aza indirmek için ortalama sıcaklıklardaki artışın azami 2°C ile sınırlı kalması gerektiğini belirtiyor. Bu hedefin tutturulması için atmosferdeki karbondioksit oranının 450 ppm (milyonda 1 birim) seviyesini aşmaması gerekiyor. Mevcut politikalar ve uygulamalar nedeniyle bu artışın devam edeceği öngörülüyor. Dünya Bankası şu andaki artış hızıyla 2060 yılında ortalama sıcaklıklardaki artışın 4°C’yi bulacağı uyarısını yaparken, bu artışın etkilerinin özellikle yoksul kesimlerce hissedileceğini belirtiyor.

Küresel iklim değişikliği ve Türkiye

Türkiye’nin de içinde yer aldığı Akdeniz Havzası, küresel iklim değişikliğine karşı yerkürenin en hassas bölgelerinden birisi. Akdeniz Havzasında gerçekleşecek 2°C’lik bir sıcaklık artışı, beklenmeyen hava olayları, sıcak hava dalgaları, orman yangınlarının sayısında ve etkisinde artış, kuraklık ve bunlar dolayısıyla biyolojik çeşitlilik kaybı, turizm gelirlerinde azalma, tarımsal verim kaybı ve en önemlisi kuraklık olarak etkilerini hissettirecek.

2011 yılında yayımlanan “İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı”, Türkiye’de yıllık ortalama sıcaklığın gelecek yıllarda 2,5°-4° artacağını, artışın Ege ve Doğu Anadolu Bölgeleri’nde 4°, iç bölgelerinde 5°C’yi bulacağını öngörüyor. Bu rapor Türkiye’nin yakın gelecekte daha sıcak, daha kurak ve yağışlar açısından daha belirsiz bir iklim yapısına sahip olacağını ortaya koyuyor. Aynı zamanda rapor, özellikle su kaynaklarının azalması, orman yangınları, kuraklık ve çölleşme, bunlara bağlı olarak ekolojik bozulmalar gibi olumsuz etkilerden de Türkiye’nin önemli ölçüde etkileneceğini öngörüyor.

Peki çözüm önerileri neler?

Enerji verimliliği

Gerek ekonomik gerekse ekolojik açılardan alınacak ilk önlem; talebi yönetmek. Karbon emisyonlarını azaltmanın en çabuk ve masrafsız yolu, enerji verimliliğine yönelik önlemleri almaktan geçiyor.

Yenilenebilir enerji

Mevcut teknolojiler ile 2050 yılında küresel enerji talebinin neredeyse tümünün yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanması mümkün. Tek yenilenebilir kaynağın tüm talebi karşılaması ise olası değil. Farklı kaynakların eş zamanlı gelişimi kilit öneme sahip.

Ormansızlaşmanın önlenmesi

İnsan kaynaklı sera gazı emisyonlarının yüzde 17’si başta ormansızlaşma olmak üzere arazi kullanımındaki değişimden kaynaklanıyor. Ormanların kaybını azaltmak ve durdurmak ve tersine hareket ettirmek, bütün olumlu iklim enerji senaryolarını başlıca unsurlarından birisi. Toprak kullanımı emisyonlarını durdurmaya yönelik etkili eylemlerin harekete geçmediği durumda, iklim çözümlerinin yüzde 90’ı aşan başarı olasılığı yüzde 35 seviyesine düşebilir.

Kaynak: WWF-Türkiye (Doğal Yaşamı Koruma Vakfı) , https://climate.nasa.gov/effects/